|

Üniversite adayları sınavdan ümitsiz

Türk Eğitim Derneği ‘nin ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sistemiyle ilgili araştırmanın sonuçları, bir hayli çarpıcı. 12 ildeki binlerce öğrenci ve veliye yönelik olarak düzenlenen anketin sonuçlarına göre yüksek öğretime geçiş sisteminde yaşanan sorunlar şöyle sıralanıyor:

-Türkiye’de 95′i devlet üniversitesi, 51′i vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 146 üniversite var.
-Yüksek öğrenimde öğrenci sayısının yaklaşık yüzde 62′si 13 üniversitede öğrenim görmektedir. Diğer taraftan 46 üniversite de ise toplam öğrenci sayısını yalnızca yüzde 3,63′ü öğrenim görmektedir. Yeni kurulan üniversitelerle henüz ciddi bir kontenjan artışı sağlanamamıştır.
-Yüksek öğretimde açık öğretimin payı giderek artmaktadır. Yükseköğretimdeki toplam öğrenci sayısının yüzde 42′si açık öğretimde öğrenim görmektedir. Türkiye’de 2008-2009 öğretim yılı itibariyle yükseköğretimdeki toplam 2 milyon 757 bin 828 öğrencinin 1 milyon 142 bin 536′sı açık öğretim programlarına kayıtlı öğrencilerden oluşmaktadır. Yükseköğrenim gören öğrencilerin yalnızca yüzde 38′i örgün öğretim yapan lisans programlarında öğrenim görmektedir.
-Yüksek öğretimde öğretim elemanı sayısında yetersizlikler, eğitimin kalitesi açısından kaygı verici boyutlardadır. Öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı; Türkiye genelinde 45, 17 üniversitede 60′ın üzerinde, 25 üniversitede ise 40-60 arasındadır. Bu oran OECD ülkelerinde 17,2 ve 19 AB ülkesinde 17′dir.
-Yüksek öğretimde kapasite yetersizliği çağ nüfusunun okullulaşma oranının dünya ortalamalarının altında kalmasına neden olmaktadır. OECD kaynaklarına göre; Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerde çağ nüfusunun tamamına yükseköğretim sağlanması hedeflenirken, Türkiye’de 18-21 yaş grubunun yalnızca yüzde 20′sine yükseköğretim sağlanabilmektedir. Yükseköğretim okullaşma oranları genellikle 18-21 yaş grubu esas alınarak hesaplanmaktadır. 2008-2009 öğrenim yılında, yüksek öğrenim gören öğrencilerin yüzde 50′sinin, yeni kayıt yaptıran öğrencilerin ise yüzde 23′nün 18-21 yaş gurubu dışında olduğu görülmektedir.
-Yüksek öğretimde finansman yetersizliği kapasite artışı sağlamayı engellemektedir. YÖK ve üniversitelerin 2010 yılı toplam bütçesinin GSYH ‘ya oranı yüzde 0.91′dir. Yükseköğretim bütçesinin GSYH ‘ya oranı yıllar itibariyle yüzde 0,56 ile 0.93 arasında değişmektedir. Bu oran OECD ülkelerinde yüzde 1,40′ tır.
-Yüksek öğretime yerleştirilemeyen ya da yerleştiği yükseköğretim programından memnun olmayanlar üniversite kapısında yığılma oluşturmaktadır. Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarına girenlerin yaklaşık yüzde 42′si lise son sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır.
-Yüksek öğretimde istihdam edilebilirliği sağlayabilecek alanlarda kontenjan artışları sınırlı kalmıştır. Bu nedenledir ki, yükseköğretime olan talebe rağmen kontenjanlar boş kalmaktadır. 2009 yılında ek yerleştirme sonucunda bile lisans programlarında 35 bin 18, önlisans programlarında 67 bin 988 olmak üzere, toplamda 103 bin 6 boş kontenjan kalmıştır.

ALAN ARAŞTIRMASI SONUÇLARINA GÖRE SINAVLARIN EĞİTİM ÖĞRETİM SÜRECİ ÜZERİNDE ETKİLERİ

-Sınava hazırlık okulları boşaltıyor. Öğrenciler sınava hazırlanmak için okula devam etmek yerine dershaneyi tercih etmektedir.

Öğrenciler daha lise eğitimlerinin ilk yılından itibaren, okulla birlikte dershaneye de devam etmektedir. Liselerde öğrenim gören öğrencilerin;

-1 milyon 88 bin 84′ü dershanelere gitmekte,
-90 bin 356′sı özel ders almakta ve
-289 bin 360′ı üniversite sınavına hazırlık için kurslara devam etmektedir..
-Liselerde öğretim ve öğretmenler bütünüyle sınav odaklı hale gelmiştir. Öğrencilerin yüzde 75′i öğretmenlerinin sınavda soru çıkmayacağını belirterek ders kitaplarındaki bazı konuları yeterince işlemeden geçtiklerini belirtmişlerdir. Üstelik bu durum yalnızca 12. sınıflar için değil, 11. sınıflar için de aynı ölçüde geçerli gözükmektedir.
-Liselerde de öğrencilerin görüşleri paralellik göstermekte, öğretmenler sınavda düşük puan alacağını düşündükleri öğrencilerle daha az ilgilenmektedir. Öğrencilerin yüzde 41′i öğretmenlerinin üniversiteye giriş sınavında daha yüksek puan alacağını düşündükleri öğrencilerle daha çok ilgilendiklerini, yüzde 7′si ise başarılı olamayacağını düşündükleri öğrencilerle hiç ilgilenmediklerini belirtmişlerdir.
-Sınava giren lise öğrencilerinin bir kısmı, daha sınava girmeden kazanma şanslarının çok az olduğunu bilerek ya da ümitsizce sınava girmektedir. Öğrencilerin yüzde 34′ü AÖF dışında dört yıllık bir fakülte kazanma şanslarının az olduğunu, yüzde 9′u ise ümidi olmadığını belirtmişlerdir.

ALAN ARAŞTIRMASI SONUÇLARINA GÖRE SINAVLARIN ÖĞRENCİLER VE AİLELER ÜZERİNDE ETKİLERİ

-Zamanlarını sınava hazırlık için harcamak öğrenciler ve veliler için bir tercih değil, sistemin onları mahkum ettiği bir sonuçtur. Öğrencilere, sınava hazırlanmak zorunda olmasalardı, sınava hazırlık için harcadıkları zamanı nasıl değerlendirmek isteyecekleri sorulduğunda, öğrencilerin yüzde 68′i bu zamanı öncelikle; okuldaki ders kitaplarını daha fazla okuyarak; roman, hikaye, araştırma, şiir gibi kitapları okuyarak; sanatsal ya da sportif bir etkinliğe katılarak geçirmek istediklerini belirtmişlerdir. Velilerin ise yüzde 80′i çocuklarının sınava hazırlık için harcadıkları zamanı okuldaki derslerine daha çok çalışarak geçirmelerini tercih etmektedir.
-Sınava hazırlık için yapılan çalışmalar okul eğitimini ve öğrencilerin motivasyonunu olumsuz etkilemektedir. İlköğretimde ve liselerde öğrencilerin yaklaşık üçte ikisi sınava hazırlanmak amacıyla yapılan çalışmaların okulu sıkıcı hale getirdiğini, test çözmekten bunaldığını ya da başaramayacağını düşünerek ümitsizliğe kapıldığını belirtmişlerdir.
-Aileler çocuklardan başarabileceğinden daha fazlasını bekleyerek, çocuklar üzerine ağır bir yük yüklemektedir. İlköğretim öğrencilerinin yüzde 45′i, lise öğrencilerinin ise yüzde 41′i ailelerinin kendilerinden başarabileceklerinden daha fazlasını beklediklerini düşünmektedir.
-Aile yaşamı testler ve sınavlarla kuşatılmıştır. Sınavlar ailelerin huzurunu bozmaktadır. İlköğretimde öğrencilerin yüzde 92′si, lise öğrencilerinin ise yüzde 86′sı anne babalarının evde sınavlar ve testlerle ilgili konuştuklarını belirtmişlerdir. Sınava hazırlık çalışmaları, öğrencinin ne kadar test çözdüğü gibi konular ailelerin en azından üçte ikisinin yaşamında anne-babalar arasında tartışma konusu olmaktadır.
-Sınava hazırlık öğrencilerin aileleriyle birlikte yapacağı ve ailenin günlük yaşamının bir parçası olan pek çok etkinliği engellemektedir. İlköğretimde ve liselerde öğrencilerin ortalama yüzde 50′si sınavlara hazırlık için yaptıkları çalışmaların aileleriyle birlikte zaman geçirmek, akşam yemeği yemek, sinemaya veya tiyatroya gitmek, tatile gitmek, hafta sonları çeşitli etkinlikler yapmak, dost, akraba, arkadaş ziyaretleri yapmak gibi günlük yaşamda olması gereken birçok etkinliği ve aile ile birlikteliği olumsuz etkilediğini belirtmişlerdir.

Etiket: , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum Yapınız

Sınava Hazırlık Sınava Hazırlık